30/10/2009 · Kategori: MAKALE

“Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.”[1]

Bu ayet-i kerime’deki emanet kelimesinin tevilinde âlimler faklı görüşler belirtmekle beraber ona farz ve taatler anlamını veren âlimlerimiz vardır.[2] Ayet-i kerime’de yer alan isimler son derece ilginçtir. Biz kendimizden başkalarında canlılık özelliğini görmez, düşünmezken Rabbimiz, düşünmeden ve nankörce zulmettiğimiz üç canlı türünü, gözümüzün önüne seriyor. Emaneti yüklenmekten korkan gökler, zalimlikten kaçan yer ve olanca azametine ve kibrine rağmen cahillerden olmaktan kaçınan dağlar.

Dağların Kur’an platosunda son derece önemli bir yeri vardır. O her bir portrede insanlara sığınaklık etmiştir. O bir buluşma noktasıdır. Onun eteğinde gölgelenir insanlar. Tefekkür onun kuytu köşelerinde, mağaralarında yapılır. Bazen bir sığınak bazen de bir korunak olur. Ama dünyayı çepeçevre kuşatan bu kardeşlerimiz, aldıkları emaneti zayi etmeyen bu devasa mahlûklar emaneti zayi etmekten korkmuş ve Allah’a özür beyan etmişlerdir.

Kur’an’ın canlı kavramı ile bizim canlı kavramımız birbirinden farklıdır. Biz konuşabildiklerimize ya da tipini beğendiklerimize canlı dediğimiz için Kur’an’ın bu anlatım tarzı bize garip gelebilir. Japon ve Amerikalı sibernetik[3] âlimlerinin çiçeklerle “katil kim?” oynadıkları, kaktüse sayı saymayı öğrettikleri bir yüzyılda biz cehaletimiz sebebiyle canlılarla ilgili tanımlamamızda yanılabiliriz.[4] Yüklendiğimiz emanetle hayata bakmadığımız için de canlılar hakkındaki kanaatimiz, güçlüyse yaşayabilir, zayıfsa yaşama hakkı elinden alınabilir de olabilir.

Kur’an Allah sözüdür. Yukarıda farzlar ve taatler diye tanımladığımız emanet Allah kelamının ta kendisidir. Allah kelamının cazibesi ve etkileyiciliği tartışılmaz bir şekilde bilinmektedir. Hz Musa 30 günlük -benim tahayyülümle- doyumsuz bir görüşmenin ardından bunu 40 güne tamamlamış ve aşığı olduğu bu sesin sahibini görme arzusuyla tutuşmuş, yanmıştır. “Rabbim! Bana kendini göster” nidasına karşılık ise “sen beni göremezsin, lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin.” hitabıyla karşılaşmıştır. Rabb’ın sesine dayanamayan insan onun tecellisine nasıl dayanır ki? “Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.[5]

Bu izahtan sonra kendimize dönmemiz Kur’an’la olan irtibatımızı bir kez daha sorgulamamız gerekmez mi? “Mü’minler o kimselerdir ki Allah anıldığında kalpleri titrer, ürperir. Ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır.[6] ayetiyle kalplerimizi bir kez daha bir kontrol etmemiz gerekmez mi? Tabii henüz taşlaşmamış bir kalbe sahipsek. Çünkü Kur’an, ayetlerini kulak ardı eden kimseler için onların kalpleri taşlaştı hatta daha katı oldu ifadesini kullanmaktadır. “Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan aşağılara düşüyor. Sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.[7] Taşların o ilahi kelamdan etkilenmeleri söz konusuyken taşa cansız, bize canlı demek hak mıdır? Allah kelamına karşı sağır davranan insanlara taş kalpli demek reva mıdır? Olmamalı ki Kur’an, kullandığı örneğin ardından bu insanların taşın yapısı itibariyle sahip olduğu sertlik ve katılıktan daha sert, daha katı olduğunu vurguluyor.

Son olarak her akşam okuduğumuz, ama beynimin bir türlü almadığı kabul edemediği, insanlığıma sığdıramadığım ve okurken ya da dinlerken küçüldüğüm haşr suresinin ayetlerini takdim ediyorum.

Biz bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.[8]

Haydi, Kur’an’ın emrine kulak vererek hep birlikte düşünelim. Dağların dayanamadığı Kur’an’a biz nasıl dayanıyoruz? Ciğerlerimiz nasıl oluyor da parçalanmıyor? Gözlerimizden oluk oluk yaşlar akmıyor?

Sadak Allahu’l-Azim diye bitirdiğimiz Allah kelamını doğrulayacak -yukarıda da bir kısmını takdim ettiğimiz- pek çok örnek vardır kitabımızda. Öyleyse kelamın ayaklar altına alındığı günümüzde Kur’an okumalarımızı yeniden gözden geçirelim. Bugün Kur’an’a daha çok ihtiyacımız olduğunun farkına varalım. Elimizden giden yitik değerlerimizi hatırlayalım.

Haşr suresinde yukarıda yer alan ayetlerin hemen arkasından gelen Allah’ı (c.c.), hayatımızda ona layık olan yere koyalım.

Unutmayalım! O kendisinden başka ilah olmayan; sevilmeye, sayılmaya ve korkulmaya tek layık olandır.

Unutmayalım! Bu kelime yani La ilahe İllallah sözü mizanda en ağır gelecek kelimelerdendir.

Unutmayalım! O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyen bağışlayandır.

Unutmayalım! O, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, Bize mâlik olan ve sahibimizdir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.

Unutmayalım! Allah kendisine ortak koşulan şeylerden münezzehtir.

Unutmayalım! O, yaratan, var eden, varlıklara şekil verendir.

Unutmayalım! En güzel isimler O'nundur.

Unutmayalım! Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler.

Unutmayalım! O, gâlip olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.[9]

Unutmayalım! Hay yani diri olan, Kayyum yani bütün varlığın idaresini yürüten odur.

Unutmayalım! O ne uyur ne de uyuklar.

Unutmayalım! Göklerde ve yerde her ne varsa onundur.

Unutmayalım! Onun izni olmaksızın hiç kimsenin kimseye yardımı dokunmaz.

Unutmayalım! Yaptıklarımızı da yapacaklarımızı da O bilir.

Unutmayalım! O her şeyimizi bilir ama biz onun ilminden ancak onun müsaade ettiği kadarını bilebiliriz.

Unutmayalım! Bizlerin gözetimi, muhafazası, takibi ona ağır gelmez.

Unutmayalım! Mahşer günü yeniden dirildiğimiz o günde ölüp ölüp dirilmemenin tek yolu onu emrine imtisal etmektir.[10]

                                                                                                       ves-selam

                                                                                                   Özcan TEKGÜL

                                                                                                       29.10.2009



[1] Ahzab, 33/72

[2] Ahzab 72. Ayetin tefsiri için bkz: Camiu’l-Beyan an Te’vil-i Âyi’l-Kur’an, ibn Cerir et-Taberi, X, 338; İrşadu’l-Akli’s-Selim ila Mezaye’l-Kur’ani’l-Kerim, ebu’s-Suud, VII, 118; Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, ibnu Kesir ed-Dimeşkî ebu’l-Fida, III, 689 vd.

[3] Sibernetik: Değişik sistemlerin kendi kendilerini denetleyerek işleyişlerini sürdürebilmelerini sağlayan iletişim ve denetim yöntemlerini inceleyen bilim dalı.

[4] Prof Dr.  Asaf Ataseven, Tarih ve Medeniyetimizde Çevre, Çevre Bakanlığı dergisi, trsz.

[5] A’raf, 7/143

[6] Enfal, 8/2

[7] Bakara, 2/74

[8] Haşr, 59/21

[9] Haşr, 59/22-24

[10] Bakara, 2/255

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

30/10/2009 · Kategori: TEMEL DINI BILGILER

A.  Aşağıdaki bulmacayı çözünüz.


1. Yüce Allah'ın zatında, sıfatlarında, fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması anlamına gelen sıfatı.

2. Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden İslam dininin temel ilkesi.

3. Kıyamet vaktinin geldiğini ilan edecek olan melek.

4. İnanan kimse.

5. İyiliğin ve güzelliğin sembolü olan ve gözle görülmeyen varlıkların genel adı.

6. Ahirette insanların toplandıkları yer.

7. Öldükten sonra tekrar dirilme.

8. Allah'tan aldığı vahiyleri peygamberlere ulaştırmakla görevli melek.

9. Yüce Allah'ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilip takdir etmesi.

10. Peygamberimizin Allah tarafından getirdiği ilkeleri tasdik etmek ve bunların doğru olduğuna gönülden inanmak.

11. Allah'ın insanlar arasından seçtiği ve vahiy yoluyla emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği kimse.

12. Yüce Allah'ın her şeyi görmesi anlamına gelen sıfatı.

13. Son ilahî kitap.

14. Evrenin düzeninin bozulması, bütün canlıların ölmesi, ölen canlıların yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa kalkması.

15. Ahirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilahî adalet terazisi.

A.  Aşağıdaki açık uçlu sorulan cevaplayınız.

1. Kelime-i şehadetin İslam dini açısından önemi nedir? Söyleyiniz.

C.: Kelime-i şehadet İslam dinini kabulün, yani imanın göstergesi ve ifadesidir. İnsanlar bu sözü söyleyerek Müslüman olurlar, hem de bunu ilan ederler.

2. Allah'ın varlığı ve birliği konusunda evrenden örnekler veriniz.

C.: Evrene bakıldığında bir düzen görülür. Güneşin hareketi, yıldızların durumu, rüzgarlar, yağmurlar hep bu düzenin göstergesidir. Bütün bunlar bir yaratıcıyı ve bu yaratıcının birliğini göstermektedir.

3. Evrende birden fazla ilah olsaydı sonuçları neler olurdu? Belirtiniz.

C.: Düzensizlik ve kargaşa olurdu. Çünkü her biri kendi arzusunun gerçekleşmesini isteyecekti. Birden fazla ilahın gölgesinde insanların huzurlu olabilmeleri de mümkün değildir

4. Yüce Allah, niçin kitap ve peygamber göndermiştir? Örnek vererek açıklayınız.

C.: İnsanlara doğru yolu göstermek ve onları sıkıntılardan kurtarmak için göndermiştir. İnsanların kitap ve peygambere ihtiyacı vardır. Akılla Allah bilinebilir ama Allah’a kulluk şekilleri dahil bir çok şey akılla bilinemez.

5. Öldükten sonra dirilmek mümkün müdür? Bir örnekle açıklayınız.

C.: Öldükten sonra dirilmek mümkündür. Çevremizde gördüğümüz birçok şey bunun delilidir. Kışın kuruyan ağaçların yazın yeşermesi, kuruyan tohumlardan yen hayatların neşet etmesi bunun örneklerindendir.

B.   Çoktan seçmeli soruların doğru seçeneklerini işaretleyiniz.

1. Aşağıdakilerden hangisi nitelik bakımından diğerlerinden farklıdır?

A) Hac                         B) Zekât          C) Kader        D) Oruç                       E) Kurban

2. Aşağıdakilerden hangisi kaderle ilgili bir kavram değildir?

A) Evrenin yasaları     B)Kaza                        C) İrade           D) Sorumluluk                        E) Mahşer

3. Aşağıdakilerden hangisi meleklerin özelliklerinden değildir?

A) Günah işlemezler.              B) Cinsiyet özellikleri vardır.              C) Yemezler ve içmezler.

D) Nurdan yaratılmışlardır.     E) Gözle görünmezler.

4. "Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar Rablerinin huzurunda toplanacaklardır." (En'am suresi, 38. ayet.)

Yukarıdaki ayette ahiret hayatının hangi aşaması anlatılmaktadır? (İptal)

A)Ba's                         B)Hesap          C) Haşr                       D) Mizan                     E) Mahşer

5. Aşağıdakilerden hangisi sübûti sıfatlardan değildir?

A) İlim                        B)Beka                        C) İrade           D) Kudret                               E) Tekvin

Ç. Aşağıdaki boşlukları uygun ifadelerle doldurunuz.

1. Peygamberler, peygamberliği ispat etmek için mucize gösterirler.

2. İnsan yaptığı yanlışları kadere yükleyemez. Çünkü Allah, insana akıl ve irade vermiştir.

3. Yalnızca Yüce Allah'a ait özelliklere zatî sıfatlar, Allah'ta sınırsız, insanda sınırlı olarak bulunan özelliklere ise Subutî sıfatlar denir.

4. Allah'ın isimlerine Esma-i Hüsna denir.

5. Allah'ın sonradan olan şeylerin hiçbirisine benzememesine Muhalefetun li’l-Havadis denir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/10/2009 · Kategori: TEMEL DINI BILGILER

A.     Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

1.      İnsanın inanmasında etkili olan faktörler nelerdir? Açıklayınız.

C.: İnsan her zaman yüce ve kudretli bir varlığa güvenme, ona sığınma ve ondan yardım dileme ihtiyacı hisseder. Bu sığınma ve güvenme duygusu din ile karşılanır. İnsanın akıllı ve düşünebilir olması; iyiyi kötüden ayırabilmesi onu dine muhatap kılar.

2.      Din alanı bakımından hangi unsurları içerir? Sıralayınız.

C.:       - Dinler bir ilah anlayışı, ilahi dinlerse bir olan bir Allah inancı temeline dayanır.

            - Kitap ve peygamberler dinin öne çıkan sembolleridir.

            - Ahiret inancı belirgindir.

            - Gerek dünyada ve gerekse ahrette mutluluk vaadi yer alır.

3.      İnanmanın çeşitli belirtilerinin olmasının nedenlerini belirtiniz.

C.: İnsan, günlük hayatında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korku, üzüntü, musibet ve felaketler karşısında yegane teselli kaynağı olarak dini görür. İlahi vahye kulak vermeyen bireyler bu ihtiyaçlarının sonucunu kendileri oluşturmaya başlarlar. Oluşan kolektif şuur vahiy harici dinleri oluşturur.

4.      Tevhid inancının belirgin nitelikleri nelerdir? Açıklayınız.

C.:       - Kainatı ve içindeki her şeyi yaratan Allah’tır.

            - Allah mutlak güç ve kudret sahibidir.

            - sonsuz bilgisiyle evrendeki her şeye hükmeder.

            - Allah her şeyi işiten, gören, başlangıcı ve sonu olmayandır.

            - Allah sonsuz merhamet sahibidir ve kullarını sevmektedir.

5.      Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyeti tanrı inançları bakımından karşılaştırınız.

C.: İslam dininde Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. O herkesin, her şeyin rabbidir. Yahudiler Allah’a milli bir özellik kazandırmışlar, Hıristiyanlık ise üçleme yani baba oğul kutsal ruh anlayışıyla ilah anlayışını bozmuşlardır.

6.      İslam Dininin Temel Özellikleri nelerdir?

C.: Kitabınızın 27. Sayfasındaki kutuyu ezberleyip anlamaya çalışınız.

 

B.     Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız

1.      Aşağıdaki inanç türlerinden hangisi vahiy kaynaklıdır?

c.Tektanrıcılık

2.      Aşağıdakilerden hangisi Tek tanrı inancıyla bağdaşmaz?

b. Tanrının varlığı bilinemez.

3.      Aşağıdakilerden hangisi ilahi dinlerin özelliklerinden biri değildir?

e. ölen insanın ruhu bir başka bedende tekrar doğar.

 

C. Aşağıdaki boşluklara uygun ifadeleri doldurunuz.

1. Akıllı

2. Müşrik

3. Karma

4. Agnostisizm

5. Kur’an-ı Kerim/Kadir

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

19/10/2009 · Kategori: SIIRLERIM

Biz seni görmeden sevdik ey sevgili.

Görseydik sever miydik, bilmiyorum.

Seni sevenler, emin diyenler

Yurdundan kovdular seni

Dokuz köyden kovulan sen miydin, bilmiyorum

Seviyoruz seni,

Çünkü hiçbir şeyimize karışmıyorsun.

Seviyoruz seni,

Çünkü sen yoksun, görmüyorsun.

Sana tüm Mekke emin demişti

Kabul ettirmiştin eminliğini

Sevdirmiştin kendini

Ama hayatlarına karışınca

Kaçı karıştırdı seni hayatlarına

Hicret edenlerin %10 var mıydı?

Flört edenler seni severler miydi?

Gözlerine sürme çeken, allık süren kızların

Amerika sigarayla mücadele ederken

Sigara müptelası ümmetin…

Vazgeçin dediğinde severler miydi hala

Kaçı karıştırırdı seni hayatına.

Vaizlik sınavında kopya çekenler

Namazı altı güne indiren imamlar,

Kendilerini din hâkimi sayan müftüler

Severler miydi gerçekten seni.

Sahi sen vaizlik sınavından geçebilir miydin?

657 sayılarını bilir misin, Sen.

Çok zor seni sevmek ya Rasulallah

Sevgin kalbimize sığdığından daha yüce

Hevasını sana teslim etmeyenlerin

Mü’min olamadığı bir dinde

Seni seviyorum diye nasıl söyleyebilirim

Hangi yüzle?

Sevgini doldur kalbimize

Sığmasın başka hiçbir sevgi içimize

Allah’ım yüzsüzlüğümüzü affeyle (amin)

                                               18.10.09

                                        Özcan TEKGÜL

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

17/10/2009 · Kategori: MAKALE

 

Geçtiğimiz günlerde bir büyük televizyonun haber spikeri erken uyarı sistemlerinin tanıtımını yaptı ve önemini anlattı. Sistem o kadar gelişmişti ki tohumu ne zaman toprağa atacağınıza varana kadar pek çok bilgi, mesaj yoluyla telefonunuza gelebiliyordu. Pek çok konuda hassas davranan insanların kendi hayatlarını ilgilendiren konularda bu kadar hassas davranmadıklarından dem vurdu. Seller, depremler vs. Buraya kadar her şeye katılırken, bu haber bana ahiretimizi ilgilendiren konularda aynı hassasiyeti göstermediğimizi fark ettirdi.

Dünyevi olaylar karşısında emin (!) bir hayat süren insanlar, aynı vurdumduymazlığı ilahi konularda da gösteriyorlar. Hâlbuki hayatı ve ölümü var eden rabbimiz pek çok konuda erken uyarı sistemini de hayatın içerisine bir yerlere yerleştirmiş. Dikkatli gözlerle hayatı izleyenler ya da hayata şekil verenin gözüyle hayata bakanlar, bu uyarıları fark ediyor ve gerekli önlemleri alıyorlar.

Nasıl ki doğumun belirtileri varsa ölümün de hikâyelere bile konu olan belirtileri vardır. Saçların aklaşması, belin bükülmesi, hareket kabiliyetinin yavaşlaması bunlardan sadece bir kaçıdır. Ama pek çok insan bunlar karşısında vurdumduymaz davranmaktadır. Ölüm insanlar için doğum kadar doğal ve kaçınılmaz olmasına rağmen insanlar bu konuda konuşmaya bile korkar hale gelmişlerdir.

Kur’an-ı Kerim insanlar için bir erken uyarı sistemidir. Henüz başlarına gelmemiş ama engellenmesi mümkün olmayan bir sonu çok önceden insanlara bildirerek önlem almaları için onları uyarmıştır. O günün dehşetini bütün çıplaklığıyla ortaya sermiş, kurtuluş yollarını göstermiştir. Bizler, bizden önce örnekler bulunması sebebiyle şanslı insanlarız. Ama bu şansı kullanabilmek için kulak kabartmak ve denileni yapmakla mükellefiz. Bunu yapmayanlar ise acı sondan kurtulamadıkları gibi kendilerine yazık etmiş de olacaklar.

Araf suresinde yer alan ve arka arkaya gelen üç ayet renkli Kur’an’larda –ilahi bir tevafuk mudur bilinmez- son derece dikkat çeken bir durumda bizleri seyretmektedir. Ayetleri kendi renkleriyle huzurlarınıza arz ediyorum. Renkli Kur’an-ı Kerim’leri bulunanlar bu zevki kendi kitaplarına bakarak yaşayabilirler.

أَفَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَن يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتاً وَهُمْ نَآئِمُونَ {97} أَوَ أَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَن يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ {98} أَفَأَمِنُواْ مَكْرَ اللّهِ فَلاَ يَأْمَنُ مَكْرَ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ {99}[1]

Üç ayetin de başlangıç kelimeleri, soru edatı ve atıf harflerinden sonra (ا – م - ن) kelimeleridir. İlahi hitapların şehir, medeniyet merkezlerine indiği de bilinen bir gerçektir. Muhatap belirtilmediğine göre bu hitabın muhatabı medeniyet olan her yerdir. Şimdi soru geliyor. “Emin mi oldular?” Zihinde oluşan doğal bir soru “neden?” dedirtiyor insana. “Azabımızın geceleyin onlar uyurken gelmesinden.” Geceye yeni giren ya da geceyi henüz yeni geçirmiş insanlar olarak bir ürperme sarıyor bedenimizi. Aynı soru yineleniyor. “Emin mi oldular?” “Azabımızın kuşluk vaktinde onlar oynarken, oyalanırken gelmesinden.” Bu vakit, şehirlerde insanların trafik yoğunluğu içerisinde bir sağa bir sola koşuşturdukları vakittir ki, insanların koşuşturması hakikaten bir oyun gibidir. Herkesin gün için planları, akşam için planları vardır. Havaya mutlak emniyet hâkimdir. İnsanlar ölümü değil gün boyunca hatta günler boyunca yapacaklarını planlarlar. “Oysa emin olanlar üzülecek olanlardır.” Böyle sahte bir emniyet duygusuna sahip olanlar, düşüncesizliklerinin sonuna katlanacaklar ve hüsrana uğrayacaklardır.

İslam’ın kıymetini anlamak isteyenler Ömer’e (r.a.) baksın demişlerdir. Bir İslam’dan önceki haline, bir de İslam’dan sonraki haline. Onun hayatında emniyetle ilgili iki güzel misal vardır ki onları buraya aktarmak istiyorum. Hz. Ömer (r.a.) kendisine ölümü hatırlatacak birini tutmuş. Her sabah gelecek ve kendisine “Öleceksin Ömer” diyecekmiş bu kişi. Adam her gün düzenli olarak vazifesini yapıyormuş. Ama Ömer (r.a.) bir gün adamın işine son vermiş. Adamcağız “Ne o Ömer ölümden korkmamaya mı başladın?” deyince Hz. Ömer (r.a.) “hayır saçlara ak düştü sana gerek kalmadı” demiş. Diğer misalimiz ise Ömer’in (r.a.) her sabah kalktığında münafıkların listesini tutan sahabiye, Huzeyfetu’l-Yeman’a giderek “listede ben de var mıyım?” diye sormasıdır.

İki misal de bizim kendimizden ve başımıza geleceklerden son derece emin yaşadığımızın göstergesidir. Nerede Ömer’in (r.a.) dikkati, nerede biz…

Yukarıya renkli olarak yazdığım ayetler Hz. Nuh’tan başlayarak Şuayb’a (a.s.) kadar en az beş nesil helak olduktan, onların örnekleri, aynı şeyler sonrakilerin başına gelmesin diye anlatıldıktan sonra yazılmış ayetlerdir. Bu kadar insanın öğüt almadan helak olmaları ne kadar acı. Bunca açık örnek ellerindeki kitaplarında bulunan mü’minlerin, içinde bulundukları durumsa ondan acı.

En iyisi Ahmet Altan’ın dizeleriyle sözü bitirmek.

Ey kavmim...

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Dönüp de bakmazsin ölülerine.

Lut kavminden de degilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.

                                                         14.10.2009
                                                        Özcan TEKGÜL



[1] el-A’raf, 97-99

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::