Tefsir Usulü (Özet) İsmail CERRAHOĞLU -3

KUR’ANÎ İLİMLEREsbabu’n-Nüzul

Hz. Peygambere bir sual veya bir hadise dolayısıyla bir kaç ayetin veyahutta bir surenin tamamının nazil olmasına amil olan şeye sebeb-i nüzul demekteyiz. Bu ilim tarihle müştereken çalışır fakat onun rolü sadece tarihi olmayıp, hükmün teşrii, tahsisi, Allah kelamının anlaşılması gibi yönlerde onun kapsam alanına dahildir.

Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmasında ve hayata doğru olarak katılmasında, sebep, illet, hikmet gibi şeylerin iyi bilinmesi ve birbirinden iyi tefrik edilmiş olması gerekir.

Esbab-ı Nüzulün faydaları şunlardır:

1.     Bu ilim sayesinde Kur’an-ı Kerim’de emredilen şeylerin hikmeti anlaşılabilir.

2.     Şüphe ve yanlışlıklar izale edilmiş olur.

3.     Hasr tevehhümü ortadan kalkar.

4.     Nüzul sebebi ayetin ihtiva ettiği hükmü tahsis eder.

5.     Bu bilgi vahyin tespit, anlayış ve hıfzına kolaylık sağlar.

Sebeb-i nüzul hakkındaki haberler Merfu olarak peygambere veya sahabeye ulaşmazsa makbul addedilmezler.

Tefsirlerde sebeb-i nüzul şu ifadelerle kullanılır:(سبب نزول الآية كذا) (فنزلت... ) (فأنزل الله... )

Nasih ve Mensuh (Nesh)

Nesh kelimesi lugatte, izale etmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek manalarına gelir. Istılahta ise, Bir nassın hükmünü daha sonra gelen bir nass ile kaldırmaktır. Tahsisten farklıdır. Çünkü tahsis umumi olan bir şeyin bazı fertlerini hükümden muaf tutmak iken, nesh hükmün tamamını kaldırmaktır.

Kur’an-ı Kerim’de neshin var olup olmaması hususunda iki görüş vardır. İslam alimlerinin çoğunluğu neshin Kur’an’da mevcud olduğunu kabul etmişlerdir.[1] Nesh hükümlerde cereyan eder. Akaidde nesh olmaz. Kur’an-ı Kerim’i Kur’an’ın neshetmesinin yanında Kur’an-ı Kerim’i mütevatir sünnetin nesh etmesi de İslam alimleri yanında kabul görmüştür.[1]

Çeşitli Eserlerde Neshin Üç Çeşidine Rastlanır:

1.     Hükmü mensuh metni baki kalan ayetler (Kıblenin tahvili)

2.     Metni mensuh hükmü baki kalan ayetler (Recm ayeti)

3.     Hem metni hem de hükmü mensuh ayetler (Adem oğlunun iki vadi malı olsa üçüncüyü istemesindeki hırsı)

Muhkem ve Müteşabih

Kur’an’da ahkama dayalı namaz, oruç, zekat, helal, haram gibi konular muhkem sahasına girerler. Bunun dışında da anlamda çeşitlilik arzeden ve bazen içinden çıkılması zor bir alan vardır ki bu alan da müteşabihler alanıdır. Muhkem kitabın ana muhtevasını oluşturur. Müteşabihler de, neredeyse insanın acziyetini, bilemeyeceği şeyler de olabileceğini göstermek için konulmuş, ya da insanın kusurluluğu, Allah’ın ise mükemmelliğinden kaynaklanan anlam zorluklarıdır.

Ekser ulema müteşabih ayetlerin tevilini Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği görüşünü savunurlar. Akaid imamı İmam Eş’ari ise bu görüşün tersine sahiptir.

Genel olarak usul uleması müteşabihatı iki kısma ayırmışlardır:

1.     Muhkemle mukayese edildiğinde manası bilinebilen

2.     Hakikatini bilmeye imkan bulunmayan ayetlerdir.

Müteşabihlik şu üç durumda karşımıza çıkar:

a. Müteşabihlik bazen sadece lafızda olur. Abese suresi 31. ayetindeki (أباً) lafzı buna örnektir ve birinci maddeye dahildir. Yani muhkemle mukayese edildiğinde manası bilinebilir.

b. Müteşabihlik sadece manada olur. Allah’ın sıfatları, kıyamet ahvali, cennet nimetleri, cehennem azabı gibi hususlar bunun örneğidir.

c. Müteşabihlik hem lafız hem de manada olur. Bakara suresinin 189. ayeti  (... و ليس البرّ بأن تأتوا البيوت من ظهورها) yani “İyilik ve taat evlere arkalarından gelmeniz değildir.” bunun örneğidir. Arapların cahiliyedeki adetlerini bilmeyen kimseler Kur’an’ın bu nassını anlayamazlar.

Kur’an muhkem ve müteşabih ayetlerden teşekkül ettiğine göre, bir kısmını diğerine tercih ve te’vil etmekte, lugat, sarf nahiv, maâni, beyan, usulü fıkıh... gibi bir çok ilimlerin öğrenilmesine ihtiyaç duyulur.

El-Hurufu’l-Mukatta’a (Bazı Sure Başlangıç Harfleri)

Bazı surelerin başında bazen basit, bazen de bir kaç harfin birleşmesinden meydana gelmiş rumuzlar bulunmaktadır. Bu kesikli harflere el-Hurufu’l-Mukatta’a denir. Bütün alimler bu kesikli harflerin metüşabihattan olduğunda ittifak halindedirler. Bu harfler Kur’an-ı Kerim’in 29 suresinde bulunur. Bu surelerin 27 si Mekkî, 2 si Medenîdir. Harflerin toplam adedi 14 dür. Bir kelime gibi yazıldıkları halde ayrı ayrı okunurlar. Ez-Zemahşeri onların ayet olup olmaması meselesinin kıyasî olmayıp tevkifî olduğunu söylemiştir.

Bu harfler hakkında başlangıçtan bu tarafa iki görüş vardır:

1. Bu harfler Kur’an’ın esrarındandır. Bu sebeple bunların manalarına erişilemez. Üzerinde durmamak gerekir.

Bu harflerle ilgili peygamberimizden de bir açıklama yoktur. Yalnız Kur’an’ın her harfine bir sevap verileceğini belirten hadiste “Ben الم  bir harftir demiyorum. Elif bir harftir, lam bir harftir, mim bir harftir” buyurmuştur.

2. Mütekellimler birinci görüşe muhaliftirler. Allah’ın kitabında, mahluku için mefhumu olmayan şeyleri irad etmesini uygun görmeyip ayet, hadis ve aklî delilleri ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü savunanlar çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır. Bunlardan bir kaçı şöyledir;

a.      Bu harfler surelerin isimleridir. Mütekelliminin ekserisin görüşü budur.

b.     Bu harflerin her biri Allah’ın isimlerinden veya sıfatlarından birine delalet eder. Bu konuda İbni Abbas’tan da bazı rivayetler vardır.

c.      Bu harflerin bazısı Allah’ın isimlerine, bazısı da Allah’tan başka isimlere delalet eder.

d.     Bu harfler Kur’an’ın isimleridir.

e.      Bu harflerle Allah yemin etmektedir.

f.      Bu harfler münferid harflerdir. Bu harflerin gayesi müşriklerin dikkatini çekmek içindir. Bu görüş ekseri ulema tarafından kabul edilmiştir.

g.      Harflerin gizlilik elbisesinden faydalanılarak gurupların kendi hoşlarına gidebilecek anlamlar da verilmiştir. Mesela sofilerden bir gurup “elif lam mim’in elifi şeriata, lamı tarikata, mim de fena fillaha riayete  işarettir.” demişlerdir.

h.     Müsteşrikler de “Bunlar mukaddes metne dikkatsizlikle sokulmuş basit tasarruflardır.” demişlerdir.

Ortaya atılan bu görüşler bazı yönlerden akla uygun geliyorsa da hemen hepsinin tenkide açık bir kapı bıraktıkları gözden kaçmamaktadır. İnsan düşüncesine gem vurmak mümkün değildir. Fakat ortaya çıkan görüşle ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

Huruf-u Mukatta’a harfleri dışında, tefsir usulü alimleri, surelerin başlangıçlarını da tasnif etmişlerdir. Böylece Kur’an-ı Kerim’e kapsamlı bir bakış açısı oluşturmuşlardır. Toplam 10 bölümde incelenen “Fevatihu’s-Suver” hakkında geniş bilgi için Tefsir usulü kitaplarına müracaat edilebilir.[2][2]

GARİBU’L-KUR’AN

Garib kelimesi, yabancı ve acib manasınadır. Istılahta ise Kur’an ve hadislerin yabancı kelimelerini, hadis ilminde peygamberin ashabından biri tarafından rivayet edilmiş olan münferid hadisleri ifade için kullanılır.

Kelamda garibin iki yönü olduğu zikredilir:

a.      Kelimenin mana itibariyle kapalı ve idrakten uzak oluşu.

b.     Arap kabilelerindeki şaz olan kelimelerin bir beldeye uzak oluşu.

Allah’ın kelamında Kureyş lehçesi ekseriyeti teşkil etmekle beraber, diğer lehçelerden de bir çok kelimenin bulunmuş olması Garibu’l-Kur’an meselesini ortaya çıkarmıştır.

İkinci asrın sonlarından itibaren filologlar, Kur’an’ın garib kelimelerinin, kıyas dışı kalan nahvi meselelerin cevaplandırılmasına, kendilerini vermişlerdir.

Bidayette sahabe bile, manasına nüfuz edemedikleri bazı kelimelerin mevcudiyetini zikretmişlerdir. Hz. Ömer Abese suresindeki (أبّا) kelimesinin manasını bilmediğini söylemektedir. Abdullah b. Abbas da ( فاطر السموات ) kelimesinin manasını iki bedeviden öğrendiğini söylemiştir.

ÜSLÛBU’L-KUR’AN

Kur’an-ı Kerim’in kendine has bir üslûbu vardır. Onun üslubu insanların telif ettiği diğer eserlere benzemediği gibi, geçmiş kitaplara da benzemez. Kur’an bu üstünlüğünü tahaddi (meydan okuma) ayetleriyle delillendirir. Kur’an’ın bu üslubu Arap ediplerini hayrete düşürdüğü gibi ilim ilerledikçe çağdaş bilgin ve üstadları da etkilemeye devam etmektedir.

O sadece Kur’an’dır. Ne şiir, ne nesir ne de başka bir şeydir. O Allah kelamıdır. Onda edebi üsluplar öyle yerli yerince kullanılmıştır ki muhatap bu kelamın Allah kelamı olduğunu itiraftan başka bir yol bulamaz.

Tertibinden, tilavetine; davetinden, bahislerine kadar, meselleriyle, hitabıyla, ikna sistemiyle o mükemmel bir eserdir.

İ’CAZU’L-KUR’AN

Kur’an-ı Kerim Hz. Peygamberin en mühim ebedi bir mucizesidir. O bu özelliğiyle, insanların bir benzerini meydana getirmekten aciz kaldıkları bir kitaptır. Kur’an aciz bırakıcı vasfını öyle bir kullanmıştır ki, Kur’an’ın bir benzerini oluşturamayacaklarını bildiği insanlara, “hiç değilse bir sure meydana getirin. Bunun için de güvendiğiniz herkesi yanınıza toplayın” çağrısında bulunmuştur. Buna karşın ne o gün ne de bugün muhatapların böyle bir şey oluşturmaları mümkün değildir.

Bu anlattıklarımız bir takım insanların Kur’an’ın benzerini oluşturma gayretinden uzak durdukları evhamını oluşturmamalıdır. Hz. Peygamberden bu güne bu uğraş hep sürmüştür. Ama bu gayretler Kur’an üzerinde tereddütler oluşturmak ve cahilleri kandırmaktan öte bir fonksiyon icra edememektedir. Müseylemetü’l-Kezzab (Yalancı peygamber) Kur’an’a nazire oluşturmuş ve o gün peygamberi inkar edip kendisine uyanlardan Talha en-Nemerî adında birisi onun ve yazdıklarının hakkında şöyle söylemiştir: “Şehadet ederim ki, sen muhakkak yalancısın, Muhammed ise sadıktır. Fakat Rebia kabilesinin yalancısı bana Mudar’ın doğrusundan daha sevimlidir.” Ünlü Arap Muallaka şairlerinde Lebid, Bakara ve Âl-i İmran sureleri nazil olduktan sonra “Artık bundan sonra bana şiir  yazmak düşmez” dedirten de Kur’an’ın üslubudur.

Kur’an-ı Kerim’in İ’cazını 6 Başlık Halinde Sıralayabiliriz:

1.     Kur’an’ın telif yönünden i’cazı

2.     Kur’an’ın ihtiva ettiği ilimler  yönünden i’cazı

3.     beşeriyetin ihtiyaçlarını karşılaması yönünden i’cazı

4.     Tabia ilimleri yönünden i’cazı

5.     Gayb haberleri yönünden i’cazı

6.     Kur’an’ın peygamber tarafından bile tebdil edilememesi yönünden i’cazı



[1][1] İsmail Cerrahoğlu,çoğunluk sözünü ittifaka ya da icmaya alternatif olarak kullanmış olmalıdır. Çünkü Nesih konusunda şu bilgi Tefsir ve usul kitaplarında kayıt altına alınmıştır: “Evvel-ü ahir ulema-i İslam içinde bu suretle neshi inkar eden Ebu Müslim-i İsfehânî’den başka bir kimse yoktur.” Bu zat da Muteziledendir. Bu gün neshi kabul etmiyor diye tanıtalan çağdaş ulema görüşlerini bu zata dayandırmaktadır. Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, I, 619; Tefsiru Âyâti’l-Ahkam mine’l-Kur’an, Muhammed Ali es-Sabunî, I, 100-1; Tecrid; Ahkâmu’l-Kur’an, Cessas, I, 83 (Cd’de 71,72); Tecrid-Sarih, VIII, 201.

[2][2] Geniş bilgi için bak. Tefsir Usulü, İsmail Cerrahoğlu, s. 148-150

Yorum Yaz